8 Eylül 2011 Perşembe

Likyalıların İzinde 2: Limyra,Demre, Kaş ve Kekova



Olimpos’a veda edip ister istemez diğer bir Likya Kenti’ne doğru sürdük arabamızı. Aslında amacımız Kaş’a gitmek olsa da önümüzdeki sarı tabelaları izlemekten de kendimizi alamadık.

Finike'den 9 km uzaklıkta, Turunçova - Kumluca arasında, 1216 m yükseklikteki bir tepenin eteğinde kurulmuş olan Limyra ilk durağımızdı. Limyra, Likya'nın en eski şehirlerinden birisidir ve eski adı da Zemuri'dir. Bu şehrin varlığı M.Ö. V. yüzyıldan beri bilinmektedir. Likyalı Perikles, Perslere karşı Likya Birliği'ni kurmak için Limyra'yı başkent olarak kullanmış, Likya'nın sönmeyen özgürlük meşalesinin ateşini bu kentte yakmıştır.

Aslında kazıların bittiği söylenemez, hatta kazı alanına girmek yasak. Ama duvarlarla çevrili kazı alanın ilerisinde yolun kenarında Limyra'nın tiyatrosu bulunmaktadır. Tiyatro M.S. 141 yılındaki büyük depremle yıkılmış, zengin Opramoas tarafından yeniden yapılmıştır. Tiyatronun sahnesi üzerinden karayolu geçmektedir. Tiyatronun üzerinde bulunan mezar anıtının kitabesinde Katabura'ya ait olduğu anlaşılmaktadır. Kabartmalarla süslü kaidesinin üzerinde bir lahdin yükseldiği bu anıt mezar, M.Ö. 350 tarihlidir. Katabura, Limyra Kralı Perikles'in kardeşi veya akrabası olmalıdır.

Kumluca-Finike’de yollardaki refüjlerin ortasında bile Likya lahitlerini görmeniz şaşırtıcı değildir. Buralardan geçerken aslında nasıl bir coğrafyada yaşadığımızı, neredeyse yerlerden fışkıran tarihi ve bizim bu tarihi mirasa nasıl hoyratça davrandığımızı görüyoruz. Biz yol boyu nasıl yapılır da bu tarih gün yüzüne çıkarılır ve turizme açılır diye bayağı bir kafa yorduk :)


Bu muhabbetle yola devam ediyoruz ve sıradaki durağımız; Demre yani Myra. Myra, her zaman Likya'nın en önemli şehirlerinden birisi olarak bilinir. Şehrin en azından M.Ö. 5. yüzyıl da kurulduğu tahmin edilmektedir. Roma egemenliği döneminde Myra gelişmiş ve zenginleşmiş şehirliler sivil projelere cömertçe para yardımında bulunmuşlardır. Bizans döneminde Myra önemli bir idari ve dini bir merkez olmuştur. Piskoposluk merkezi de olan Myra'da St. Nicholaus IV. yüzyıl başında piskopos olarak görev yapmış; halka kendini sevdirmiş, inancı uğruna çok acılar çekmiştir. Myra o zamandan sonra hep haç yollu yapılan bir yer olmuştur. Bu bakımdan Demre Hıristiyan Dünyasının her bakımdan ilgisini çekmiştir. Her yıl 6 Aralık'ta Noel Baba etkinliklerini yapmak geleneksel hale gelmiştir. Myra gibi önemli bir şehirden kalabileceği beklenen kalıntıların bir çoğunu bugün Demre'de göremiyoruz. Likya'nın en büyük tiyatrosundan kalanlar bugün ayaktadır ve bu aynı zamanda Likya'nın en iyi korunmuş tiyatrosudur. 29 oturma sırası ve 9-10 bin seyirci kapasiteli tiyatro tepeye yaslanmıştır. Myra metropolü muhtelif tip Likya mezarlarını önemli örneklerini ihtiva etmektedir. Tiyatro doğu ve batı metropolü diye ikiye ayrılmış ve Myra'nın arkasında yükselen kayalık, tepede kurulmuştur. Kayalar oyularak mezarlar kabartma ve yazılarla süslenmiştir. Demre’de görülmesi gerekenlerden biri elbette, St. Nicholaus kilisesidir. Kilise bugün 7 m. toprak seviyesinin altındadır. St. Nicholaus kemikleri kilise içindeki mermer bir mezarda bulunuyordu. Fakat bazı kemikler İtalyanlar tarafından çalınmış ve Bari'ye kaçırılmıştır. Rus çarı 1. Nikolay, 1862 yılında kiliseyi restore ettirmiş olup, St. Nicholaus Rusya'da çok kutsal sayılmaktadır. Ruslar bir kilise çanı ilave ederek kubbeyi bir ilaç tonozu ile değiştirmişlerdir. St.Nicholaus çocukları, gemicilerin ve ağır işlerde çalışan işçilerin koruyucu azizidir. Bilindiği üzere de bütün Dünya çocuklarının Noel Babasıdır.



Kaş’a doğru 50 km kalan yolumuza devam ediyoruz. Kaş, limanı, küçük merkezi ve Çukubağ Yarımadası ile küçük bir ilçe. Kalacak yer konusundaki alternatifleri önce merkez ve yarımada olarak ayırmanız gerek. Görebildiğim kadarıyla, merkezde denize girmek için plaj vb yoktu. Yarımadada ise otellerin hepsinin deniz kenarında küçük de olsa iskeleleri var. Oteller bir tepenin yamacına yerleşmiş durumda. Manzara çok güzel, alabildiğine deniz ve tam karşınızda Meis Adası. Biz, yarımadada Taşhan Otel’de 2 kişi yarım pansiyon gecelik 140 tl’ye kaldık. Bence fiyatını karşılamayan bir otel ama bulabildiğimiz en ucuzu oydu. Otelde takdir edilecek tek şey bizce otelin herşeyi olan, şef garson mu, resepsiyonist mi olduğunu anlamadığımız arkadaştı. Bence Kaş’da otele çok para vermeyin, herşey dahil olayına girmeyin. Çünkü burada yapabileceğiniz şey çok; Kekova tekne turu, bunlardan biri. Fiyatlar kişi başı, 40-60 tl arasında. Biz 15 kişilik bir tekne olan Bedeloğlu 1 teknesini tercih ettik; kaptan ve ailesi birlikte çalışıyorlar. Öyle büyük teknelerdeki kaos yok, oturma yeri bulmak için köşe kapmaca oynamanıza gerek yok ve yemekler-ikram süper. Saat 10.00’da başlayan turumuz, 18.30’da bitti. Sabah tekne yola çıktığında sabah çayı ikramı başlıyor. Bu turdaki denizin güzelliği vb hakkında hiç yorum yapmayacağım, o derece güzel yani :) Öğle yemeğinde şimdiye kadar hiçbir tekne turunda olmayan bir masayla karşılaştık; tavuk-köfte, pilav ve çoban salata. Açık büfe olarak da mücver, patlıcan salatası, yoğurtlu havuç salatası, yoğurtlu kabak salatası ve zeytinyağlı taze fasülye. Sonra karpuz, kavun, şeftali ve erikten oluşan meyve ikramı ve son olarak ikindi çayı ve yanında sigara böreği. Bu tur elbette deniz dışında Kekova batık şehri ve Kaleköy’ü görmenizi de sağlayacak. Koylara yanaştığınızda teknenin yanına kayıklarıyla Kaşlı teyzeler geliyor, kayıklarını tekneye bağlayıp tekneye atlıyorlar ve el emeği göz nuru elişlerini satıyorlar. Ayrıca çocukların 1 tl’ye sattıkları bilezikleri de göreceksiniz. Batık Şehir’in kıyısı boyunca tekneyle giderken ilk aklınıza gelecek şey “şurada bir dalsam, neler görürüm” düşüncesi olacak. Ama Milli Park ilan edilen Kekova Adası’nda dalış yasak. Sonra tekne Kaleköy’e yanaşacak ve 1 saat gezi molası verecek. Kaleköy, yani Simena, Likya Birliği’nin bir üyesi olup tarihi MÖ 4. yy’a dayanmaktadır. Hem karada hem de sualtında kalıntıları görmek mümkündür. Oldukça sağlam durumdaki Ortaçağ surlarının oluşturduğu iç kalede, evler ve 19. yüzyıl gezginlerinin gördüklerini bildirdikleri günümüzde çok az sayıda blok taşı kalmış bir tapınak kalıntısı bulunmaktadır. Simena'da en ilginç kalıntı, oturma sıraları doğal kayaya oyularak yapılmış tiyatrodur. Likya'daki tiyatroların en küçüğüdür. Kıyıda harap durumdaki hamam, Likya tipi kaya mezarları ve lahitleri, Roma dönemi duvar kalıntılar da görülebilen kalıntılardandır. Kale’ye gitmek için mavi okları takip edebilirsiniz. İmkanınız varsa Kale’ye çıkın; manzara muhteşem. Ama keleye çıkarken müze kartınızı ya da giriş ücreti olan 8 tl’yi almayı unutmayın. Buradan sonra dönüş yolculuğu başlıyor, koylara demirleyip yüzemeye devam ediyoruz. Biz Kaş limanına vardığımızda saat 18.30’du. Bu arada Kaş, küçük ama bizce oldukça sevimli bir kıyı ilçesi; bu nedenle Kaş’dan ayrılmadan sokaklarında yürümeyi, limanda gezmeyi, denize karşı bir şeyler içmeyi vb. de ihmal etmeyin. Sokaklarda gezerken Likya Kral Mezarlarını bolca göreceksiniz.Tekne turu ve kısa bir Kaş turu ardından, denize ve tarihe doymuş olarak otelimize döndük ve ertesi gün için yol hazırlıklarımızı yaptık.









gezinin devamı için; http://www.mypatoloji.com/2011/09/likyallarn-izinde-3-patara-letoon.html

0 yorum:

Yorum Gönder